23 Aralık 2010 Perşembe

Depreşik haller

Sanırım bu blogu sadece depresifken kullanıyorum. Keşke adını depresyonla ilişkili birşey koysaymışım.

İnsanlar ey insanlar bu aralar beni sıkmakta germekte ve fazla üzerime gelmektesiniz. Mümkünse beni fazla dürtmeyin bu aralar, bu uyarı yazısıdır. Başınıza geleceklerden artık ben sorumlu değilim.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Alaçatı, Çeşme, İzmir, Türkiye :)


Uuuzun zamandır dilediğim şey gerçekleşti ve Dolores teyzem grup elemanlarını da toplayıp konser vermek için Türkiye'ye geldi. Tarih ve yer açısından bana en uygun olan yer Çeşme'deki konserdi çünkü bir gün öncesinde de İstanbul'da konser vereceklerdi.
23 Temmuz cuma öğleden sonra Alaçatı'ya doğru yola çıktık ailecek. Bir yandan Çeşme-İzmir otoyolundaki son model arabalara ağzımın suyu akarak bakarken, bir yandan da muhteşem manzaranın tadını çıkarmaya çalışıyordum.
Yol üzerindeki rüzgar güllerinden şüphelenmeliydim aslında :) alaçatı'da devamlı bir rüzgar esintisi aman yarabbi işte bu yüzden rüzgar sörfü cennetiymiş de haberim yokmuş :)




Efenim neyse bir telaş 19:30 gibi konser alanını bulduk amma kapı açılışı 22:30muş. Gerisin geri alaçatı'nın merkezine döndük. Orda afiyetle kumrumu ve portakal suyunu mideme indirdikten sonra, damla sakızlı dondurma ile ziyafeti tamamladım ohh :)


Acaba bu BeachSide daha uzakta olamaz mıydı derken yolun kenarındaki evlerin mimarileri tam anlamıyla beni bitirdi. Fransaya hiç gitmedim ama bu evler bana kendimi oradaymışım gibi hissettirmeye yetti :)

Efendim son olarak, yalnız ama eğlenceli bir konser dinleyip, İzmir'e saat 03:00 gibi dönmek üzere yola çıktık ailecek :P

15 Temmuz 2010 Perşembe

Bugün radyoda dinlediğim bu şarkı sanki duygularımı dile getirdi...

Renksiz hayaller dolu, dökülen gözyaslarim
Ezikligi kalbimde, yasanmis tüm asklarin
Tüm aci anilari, bana birakip gitme
Beni bana ver artik, pesinden sürükleme

Duymak istiyorum, duymak istiyorum
Kalbimde ruhunu, duymak istiyorum
Görmek istiyorum, görmek istiyorum
Gözünde gözünü, görmek istiyorum

Incitme kalbimi, birakip gitme
Sana kendimi verdim, beni yok etme
Ne olur suskun durma, birseyler söyle
Karanligin içinde kaybolma öyle

Duyabilsem kalbini, okuyabilsem seni
Sessiz feryatlarini, aci agitlarini
Tüm haykirislarini, hissetmek istiyorum
Sana yaklasip sende, ölmek istiyorum

5 Temmuz 2010 Pazartesi

kararsızlık içinde kararsızlık

Kimsenin olmadığı bir yer sadece ben, bir başıma... Sanırım sadece böyle bir yerde mutlu olabilirim. İnsanlardan uzak, sözlerden ve davranışlardan, yorumlardan...

13 Nisan 2010 Salı

Sonsuz Mutluluk

Sonsuz mutluluk diye bişiy var mı?
Bence yok.
Eninde sonunda siz ne kadar çabalarsanız çabalayın, içinizi acıtan, kıran döken birşeyler oluyor. Elinizden geleni ardınıza koymadığınız, onun için gözünüzü kararttığınız insanlar bile bir gün geliyor, size en pis tokatı vuran kişi oluyor. Öyle açıyorsunuz ki, öyle savunmasız bırakıyorsunuz ki ruhunuzu, dönüp baktığınızda tuzla buz olmuş bir insan artığı görüyorsunuz geride...
Aman ben ne kazıklar yedim hahaaayt, diyemiyorum, yine incinip, üzülüp, dert ediyorum olanları...
Aman ne muhteşem, buyrun bu da taştan kalbiniz artık nerenize takarsanız bilmem.

3 Nisan 2010 Cumartesi

Fazlalık

Bugün duvarımın büyük bir kısmını kaplayan küfü görünce bende içimden bir güzel küfü_ ettim. Dedim ki nerden aldım bunca gereksiz tabak çanağı.
Aslında zamanında oldukça gerekliydiler bir hayal uğrana kıyılan paraların ürünüydüler. Şimdi duvarımı küflendirmek üzere üst üste duran kolilerden ibaretler.
Dedim ki ne kadar fazlalık şey varsa atacağım. Peki insan hayatındaki fazlalıkları de böyle kaldırıp atabiliyor mu?

Gripin- Beş

"yalnızlıktan unutuldu benim adım
siz üzülmeyin ben alışığım
kedim bile uğramazken evime
çift kişilik yatak benim neyime

dört işlemden ibaret
parmak hesabıyla bütün hayatım
eksildikçe saatler ömrümden
artıyor gelecek telaşı

anlattıkça bölmüşüm umutlarımı
duvarlara çarpa çarpa
uyandım saat üç dört beş
bana hiç farketmez
ne zaman çalınsa kalbim
derler ki bir arkadaşa bakıp da çıkacaktım
kalan umutlarımdan
birini seçip hepsini hepsini
hep kaybettim
şimdi kendimden geri ne kaldı ne kaldı
kimseler duymadı
sadece duvarlar anladı

düşün düşün hep bir sonraki adımı
bu yüzden unuttum ben yaşamayı
kesin kesin söyledim lafımı
acımadan kanattılar yaralarımı

..."

Kolay mı sandın, kolay olsaydı ben yapardım

İnsan her zaman kendi ruhsal haline uygun bir şarkı buluyor değil mi?
Ben neredeyse dinlediğim tüm depresif şarkılar da kendimi buluyorum.

"kimi acılar içimizden geçer
kimi anılar üstümüzden
beni susturur seni doldurur
bizi arkamızdan vurur"

Gidenin dostu olmaz - Gripin

Şiddetle tavsiye edilir, dinleyiniz...

2 Nisan 2010 Cuma

İyi ki doğmuşum...

Annemle tanışıp, evlendiği sonra da dünyaya gelmem de katkı sağladığı için babama,
Beni dokuz ay taşıdığı, çıkmak istemediğim halde beni zorla doğurduğu için anneme,
Neşeli zamanlarımda da üzüntüden delirdiğim anlarda da yanımda olan dostlarıma,
Bana huzuru en önemlisi yaşama sevincini öğreten esas adama,
Teşekkürler.....

25 Mart 2010.
Herşey hayal ettiğimden çok daha güzeldi :)

3 Mart 2010 Çarşamba

yorgunum dostlarım

Söylenmeye hakkım yok ama çok yoruldum. Bugün evde oturunca anladım aslında ne kadar çok yorulduğumu. O yüzden biraz üşengeçlik ve tembellikle detayları sonra altyazıyla geçeceğim :P

14 Şubat 2010 Pazar

Sevgi, emek, özveri

-Sevgililer günü ne ki?
-Ulen sana herşeyi yapıyorum bir gün bari bahanen olsun da kendimi özel hissettir günü :)

Sevgilim olsun olmasın bir şekilde evde durmazdım. Bir yerlere içmeye yada en azından yemek yemeğe giderdim. Ama malesef bu sevgililer günü öyle olmadı. Tam olarak işini son ana bırakmış olan başrol oyuncusunun alışveriş derdine kurban gittim. Evde süslendim oturdum ve sevgililer gününün yaklaşık olarak 7 saatini sevgilisiz geçirdim. Hadi dedim yine neyse benim için bişiyler yapmaya çalışıyor. Leyn bari bi demet çiçek getir be, hadi geçtim bi kırmızı gül bari kap. Tamam karanfili de severim de bende iyi anısı yok be hacıı bi güzellik yap da benim için bir değişiklik yap. Ben ayrıntı düşünürken esas adamın bu kadar yüzeysel düşünmesi çok incitti beni :(
Alel acele bulunup alınmış bir parfüm ve nerden alındığını çözemediğim tek bir karanfille kapımda belirdi. Zaten minimumda olan beklenti seviyem tamamen eksiye geçerken ağlamamak için kendimi zor tuttum. Artık orda kalıp üzüntüden yere yığılacağım anda aylardır ağzından çıkaramadığım sihirli sözcükleri ilk defa ben dile getirmeden söyledi.
Benim derdim hediye değil be esas adam benim derdim senin benim yanımda olman, senin nefesini kalp atışlarını bana "seni çok seviyorum" dediğin sesini duymam.
Keşke hiçbirşey almadan gelseydin ve bütün gün yanımda kalsaydın. Sadece o kelimeleri söyleyip günümü zaten özel yaptın :)

10 Şubat 2010 Çarşamba

Mazhar Alanson - Ah bu ben


- Funny videos are here
Kesinlikle aaah bu ben :)

Geç Kalanlar

Evet geç kaldım hem de çook geç kaldım.
Kendi kararlarımı kendim almadığım, sonucu beni üzecek kıracak hatta yeri gelince yıkacak seçimler yapmadığım ve gözümü karartıp saçmalıklar yapmaya kendime fırsat tanımadığım için çok geç kaldım. Hep bişiyleri garantide tuttum, seçimleri başkalarına yaptırıp, çıkan sonuçları onlara yükledim.
Hep birilerini düşünüm, hep birilerinin yönlendirmesine ihtiyaç duydum hala duyuyorum. Çok kızsam da kendime değişemiyorum, yapamıyorum :(

"sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.

bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.

gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz
yahut vakit olmadı."
Behçet Necatigil

Nerden çıktı şimdi bu geç kalmak, Ankara Devlet Tiyatrosundan :)
Konu mükemmel (bence tabii)DTGM sayfasından alıntı olarak;

Geç kalanları göstermek istiyoruz…yolun başında olanlar gecikmesin diye…Çok fazla zamanımız yok.Hemen, şimdi, şu anda söylenmeli ve yaşanmalı…Ne söylenecekse… Ne yaşanacaksa… Seyircimize mesajımız basit aslında “hayat ’seni seviyorum’ demeyi erteleyecek kadar uzun değil… hepsi bu…

Di mi :)

4 Şubat 2010 Perşembe

Aşk Özgürlük Tekbaşınalık

Neriman'ı ilk ağlarken görmüştüm. Evini ailesini özlemişti. Ben burada ne arıyorum mantıklı soruları içinde kendine mantıksız cevaplar aramaya çalışıyordu. Malesef yurdu da çıkmamıştı ve uzaktan akrabası olan bir anlayışsızın yanında kalıyordu.
Gelelim bana, ben zaten ÖSS'ye gireceğim sabah koliler içinde uyanıp, sınavdan sonra paketlenmeyen kolileri kapatıp, eşyaları Aydın'a yolcu etmiştim. 8 sene süren Kayseri maceram ve odunsu hayatım böylece sona ermişti. Neyse sonuç olarak ÖSS'de benden bekleneni yerine getirememiş ve tahminden aşağı puan almıştım. Tercihler desen tam bir fiyaskoydu çünkü tercihler açıklandığında ben göz yanılgısıyla kazandığım yeri GAZİ Eczacılık olarak görmüş, sevinç çığlıkları atmış ama bilgisayar ekranına dikkatlice bakınca GAZİ BÖTE'yi kazandığımı öğrenmiştim.
Kayıtlar başlayıncaya kadar hergün ağlamış başka çare yokmuş gibi!! kuzu kuzu gidip kayıt yaptırmıştım. Yani Neriman'ı gördüğüm ilk gün ben tüm hayal kırıklıklarımı yaşamış ve beklentisiz bir biçimde sınıfa girmiştim.
Neriman ile sohbet edince bana sarılmış ve Kayseri'ye ait bir koku bulmaya çalışmıştı. Ben tabiri caizse ergenliğimi harcadığım Kayseri'ye Neriman sayesinde yeniden bağlanmış oldum.
Neriman şu dünyada beni tarafsız anlayabilecek ve beni tüm saçmalıklarıma rağmen dinleme sabrını gösterecek tek kişi, hatta dost :) Onun akıl ufkunun genişliği, kendini geliştirme kapasitesi ve çabası açıkcası benim için hep hayret verici oldu. Sadece biraz cesaret biraz azim gerekli tüm o güzel düşüncelerini hayata geçirmek için.

Nerden nereye...
Ben aslında onun bana önerdiği bir kitabın tanıtım yazısına burda yer vermek istiyorum, aşk'a dair. Ayrıca Neriman hakkında da burda bir bilgi, bir iz olsun istedim.
Aslında benim "aşk" tanımıma pek uygun bir yazı değil bu ama hep bahsettiğim öğrenmem gereken "aşk" hakkında öyle güzel yazmış ki, dönüp dönüp okuyup, ezber yapma gerekliliği hissettiğim için burda olmalı diye düşündüm.
Oku Duygu oku, oku ve öğren, hatta kafana kazı!!

Aşk Özgürlük Tekbaşınalık & İlişkilerde Çözüm, Osho (Bhagwan Shree Rajneesh),Meral Bolak, BUTİK YAYINLARI

"Aşk bağlılığa dönüştüğü anda ilişki haline gelir. Aşk taleplerde bulunduğu anda hapishaneye benzer. Özgürlüğünü elinden alır; göklerde uçamazsın, kafeslenmişsindir.
Aşkın özgürlük verici bir kalitede olması lazım, sana zincir vurması değil; sana kanat takıp mümkün olduğunca yükseklere uçmanı sağlaması lazım.
Unutma, aşk sınır tanımaz. Aşk kıskanç olamaz, çünkü aşk sahiplenmez. Sevdiğin için bir insanı sahiplendiğin fikri çok çirkin. Birisine sahipsin bu demektir ki onu öldürdün ve ticari bir mala dönüştürdün. Sadece eşyalara sahip olunur. Aşk özgürlük verir.
Gerçek aşkta bölünme olmaz. Sevenler birbirinin içine erir. Sadece egoistçe aşkta büyük bir bölünme vardır, seven ve sevilen ayrılır. Gerçek aşkta ilişki yoktur. Çünkü ilişki kurulacak iki insan yoktur. Gerçek aşkta sadece sevgi olur, bir çiçek açma, güzel bir koku, bir erime, bir birleşme yaşanır. Egoistçe aşkta ise iki kişi vardır, seven ve sevilen. Ve ne zaman seven ile sevilen olsa aşk yok olur.
Aşk olduğu zaman seven ve sevilen birlikte aşkın içinde kaybolur.
Eğer özgürlük ve aşka sahip olursan başka şeye ihtiyacın kalmaz. Elde etmişsindir sana yaşam işte bunun için verildi.
Sevgilinin niçin seninle olmak istemediğini anlamaya çalış. Seni reddettiğinden değil seni ne kadar çok sevdiğini biliyorsun, ama bazen yalnız kalmak istiyor. Sen de onu seviyorsan yalnız bırakırsın; ona işkence yapmazsın. Adam yalnız kalmak istiyorsa kadın, “Artık benimle ilgilenmiyor, belki de başka bir kadına ilgi duyuyor.. diye düşünmez. Akıllı eş diğerini yalnız bırakır ki tekrar kendini toplayabilsin, yeniden paylaşacak enerjisi olsun. Ve bu ritim gece ve gündüz gibidir, yaz ve kış gibi; değişir durur."
kaynak:www.kitapyurdu.com

2 Şubat 2010 Salı

Öğrenmem gerek

Her gülüşün ardından bana bir burukluk yaşatmanı artık öğrenmem gerek. Sen farkında olsan da olmasan da senin için kendimi yırtmayı artık bırakmam gerek. Sana hiçbirşey öğretemedim artık herşeyi benim öğrenmem gerek.
Niye öğreniyorum bunca şeyi? Niye? Artık seninde birşeyler söylemen gerek, en azından söyleyebilmeyi öğrenmen gerek.
Bu gelgitler yormaya başladı beni ve şevkimi kırmaya.
En önemlisi ve ne yazık ki kaçınılmaz olarak yalnız olmayı öğrenmem gerek.

31 Ocak 2010 Pazar

Haydii bakalıııım :P

Uzun zamandır yazamadım biliyorum ama tez önerimi yazmakla meşgüldüm. Sonuç olarak zorda olsa verdim gitti, işin aslı şimdi başlıyor. Tabi tez bitince de ayrı dertler başlayacak.
Çok güzel bir haftasonu geçirdim tam anlamıyla tadı damağında kaldı desem yeridir. Maşallahı da eksik etmeyelim. Çook mutluu, çoook huzurlu süper bir haftasonuydu :) (Allam ya bu mutluluğu yaşayan sadece ben değilimdir inşallah)
Gel git olan şu aklım ve kalbim öyle mutlu ki, bu mutluluk bozulmasın diye dua etmekten dudaklarım kurudu :) Herşeyin hayırlısı olsun ama bende mutluluğu hakediyorum ya di mi? ;)

20 Ocak 2010 Çarşamba

hoşgeldin duygu :)

Eski duygu'ya hoşgeldin diyebilirsiniz. Benimle ne kadar kalır bilmiyorum, şimdilik gelmesi gerekiyordu sağolsun kırmadı beni geldi :)
Hırslı duyguyu mu arıyordunuz, evet şu an da tam karşınız da duruyor. Eğer onun canını sıktıysanız emin olun o da sizin suyunuzu çıkartacak. Bugün maşallah pek bir formundaydı, tezine odaklandı. Önünde açılacak diğer kariyer fırsatları için de oldukça hırslandı. Kendine güven geldi, ben her işi başarırım dedi.
Ha unutmadan size de selam söyledi :)

19 Ocak 2010 Salı

içimde bir şeyler kırıldı...

Birşeyler kopuyor içimde tutamıyorum.
Kalmasını istediğim gitmeye başladıysa artık ağlayıp sızlanmak benim için çok geç.
Neşe çok uzaklarda, sevinç çoktan alıp başını gitmiş, merhaba kaygı hoşgeldin keder.

14 Ocak 2010 Perşembe

Daha öğrenmem gereken çok şey var

Öyle karmaşığım karmakarışığım ki nasıl anlatsam nasıl çözülsem bilmiyorum. Çünkü beni çözen sensin sende bana çözülmüyorsun karmakarışık oluyorum. Bir yandan dolanıyorum bir yandan çözülüyorum ama sonra tekrar dolanıyorum. Birilerinin bedduasını mı aldım bilmiyorum. Bana en büyük mutluluğu yaşatan sen, aynı zamanda en büyük acıyı da yaşatıyorsun. Bir anlam veremiyorum. Bu böyle diyorum, sonra niye böyle olmak zorunda diyorum. Bana ancak sen yardım edebilirsin, kendi çıkmaz kuyumda yapayalnız bırakıyorsun beni. Ama yapacak bişiy yok kabullenmekten başka :( Sonra durup düşünüyorum niye kabulleniyorum bunca şeyi. Ve tek bir cevap geliyor aklıma tek bir cümle.
Yardımına ihtiyacım var, yardım oldukta basit; tek bir cümle, teeek bir cümle.

13 Ocak 2010 Çarşamba

bigün bi çılgınlık edip...


Bir yandan tez savunması için tez önerisi yazma telaşı, bir yandan esas adama yapılan içten itiraf beni böyle derinden sarsmışken yapılacak tek bir şey vardı, fotoğraf makinesine sarılmak.
Aslında bu fotoğraf çalışması blogumda kendimi gaza getirmeye çalıştığım kaydı yazarken aklıma geldi.
Facebook'dan alınan tepkiler çok güzel, devamını getirmeyi planlıyorum kısmetse :)

12 Ocak 2010 Salı

ya herşeyi mahvettim ya da ...

İnsan sevince gözü görmez derler ya, evet bu söz kesinikle bana bakıp söylenmiş. Söylediğim sözlerin, yaptığım işlerin nereye vardığını varacağını düşünmeden konuşuyor ve davranıyorum (şu an yaptığım gibi). Çok mantık insanı değilim zaten, duygularım beni nereye götürürse...

Ben bugün bişiy söyledim. Aslında bir insanı mutlu edebilen ender cümlelerden biri (en azından benim için öyle). Sanırım bu söylediğim cümle söylenen için çok da bişiy ifade etmiyor. İşte en acı yanı da bu :'( Ha bu cümleye karşılıklık beklemek gerekir mi? Bilmem, ben beklemedim. Söyledim ve gittim... Zaten beklesem de büyük ihtimalle söylenmesi gereken cümleleri zaten duymayacaktım.
Ben üzerimdeki yükü attım arkadaşım, gerisini siz düşünün :)

11 Ocak 2010 Pazartesi

Sonum hayır olsun :(

Bu hafta içinde tez önerimi sunup, kabul ya da red cevabını almam lazım. Ah keşke bir odaklanıp yazmam gereken öneriyi yazabilsem. Kendime bile öneremiyorum, hocalara nasıl önereceğim hiçbir fikrim yok.

-Çok müzdaribim kuzuum :(
- Niye şekerim, bir elin yağda bir elin balda
-Yağla balla olmayacak bu işler çok bedbahtım. İnanca sevgiye ihtiyacım var.
- Ohaa artık yani cici kız çizgimden çıkardın beni. Şu uğraştığın işlere bak.
-Haklısınız kuzum ama... ama... ama... ben...
- Nolmuş sen, sen? Altı üstü iki gün dizini kırıp oturup yazcan, fildir fildir gezerken iyiydi di mi?
-Vallahi süperdi, ehe he
- Afferin sana sen böyle aylak aylak dolan ondan sonra dersin hadi fotoğraf çekmeye gidelim diye, esas adamda pışşık götürür seni.
-Böhüüüü
- Otur yaz iki kalem bişiy
-Böh
- Bak hala, cık cık cık

Allam deliriyor muyum?

9 Ocak 2010 Cumartesi

Çikolata

Çocukluğumdan beri öyle çikolata ve şeker için deliren bir insan değilim. Tabi ki ayda bir kaçınılmaz olarak her bayanda beliren tatlı krizi bende de oluyor orası ayrı mesele :) Geçen gün ekmek almaya gittiğimde kasanın dibinde gördüğüm tüp çokokrem bana öyle bir göz kırptı ki almadan edemedim. Aslında tüp çokokremi yeme adabı ağza direk boşaltarak çikolatanın tadını çıkarmaktır ama ben aldığım ekmeğin çıtırlığına da kanıp bir güzel ekmek arasına sürüverdim. Eh elde de makro objektif olunca bu güzelliği kaydetmek gerek di mi :)




Neyse efendim, niye böyle bir çikolata mühabbeti ile başladın derseniz, fark edeceğiniz gibi bu ilk kaydım. Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım. Açık söylemek gerekirse Ayça'nın blogundan etkilenerek bu işe giriştim. Zaten günlük tutmayı planlıyordum elektronik bari olsun, nasıl olsa kimse okumaz diye düşündüm :)